top of page

Teslimiyet...




Bir haftadır teslimiyet konusu ile ilgili yazı yazma fikri zihnimi meşgul etse de diğer işlerimin zihnimi çok daha fazla

Meşgul etmesi sebebiyle onu bir kenara koyup, onun haricinde birçok aktivite içinde yer aldım. Bu arada da konuyla ilgili fikrimi soran birkaç kişi de çıktı karşıma, anlayacağınız evren, bu konuda yazma gerektiği konusunu bana hatırlatmaya devam etti. İş bununla da kalmadı, geçen hafta pazar günü verdiğim eğitim sırasında yaklaşık 30 dakika bu konuyla ilgili konuştum, üstelik konu, normal eğitim akışı içeriğine de dahil değildi. Aynı gün, tekrar düşündüm, artık yazmam gerek diye, gene olmadı. Gün bugünmüş, yazma kararım geri dönülemez şekilde önüme oturdu, artık yazacağım kaçışı yok. Evet, bugünkü yazımın konusu, teslimiyet ve yaşanan olaylara ve yaşadıklarımıza daha üst bir bilinç düzeyinden bakabilmedir.


Kendini gerçekleştirme yolundaki insanın anlaması gereken, en önemli konulardan biridir, teslimiyet güncel kullanımı ile akışa uymak. Ne kadar teslim oluruz, o kadar güzellikler yaşarız. Yaşamın anlamını, olayların anlamını anlamak, yorumlayabilmek ve olan ne ise kabulde olma halidir teslimiyet.

Tamam, tamam… bilmece gibi ya da bilge gibi konuşmayı bırakıyor ve örneklere geçiyorum. İlk örneğimi Kuran’daki

Keyf suresinden, Hızır ve Musa’nın yaptığı yolculuktan vereceğim. Lütfen bu hikâyeyi dini inancınızdan bağımsız bir de benden dinleyin. İnanmama hakkınızı kullansanız bile okuyun.


Derler ki Hızır’ın ilmi özel bir ilimdir ve Peygamberde bile olmayan bu ilim, onlara Hızır tarafından öğretilir.

Güncel dünyaya uyarlandığında Musa Peygamber’in, Koç’u Hızırdır, bu hikâyede. Bu arada ara bir bilgi de vermeden hikâyeye başlamasam iyi olur. Hızır,’ın farklı kültürlerde farklı isimleri vardır. Hıristiyanlıkta Enoch, İslamda İdris yada Hızır, Grek mitolojisinde Hermes ve Roma’da Merkür ismiyle anılmaktadır.İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung’un dediği gibi “kollektif bir bilinçdışı(bilinçaltı) var. Biz bunu, dünyanın farklı yerindeki benzer hikayelerle ve arketiplerle anlıyoruz.” demiştir.

Bu kadar ön açıklamadan sonra hikayeme geçsem hiç fena olmaz değil mi?


Musa Peygamber, Hızır Aleyhisselam’dan bildiği ilmi öğretmesini ister. Hızır derki benimle yolculuğa sen sabredemezsin,

kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin. Musa, çok ısrar eder ve sonunda Hızır’da tamam der. Yalnız Hızır’ın bir şartı vardır. Benimle geleceksen ben bilgi verinceye kadar hiçbir şey soryamacaksın ve itiraz etmeyeceksin. Musa kabul eder bu şartı ve birlikte yolculuğa çıkarlar.

Birlikte yürüler, kıyıya ulaşıp bir gemiye binerler. Hızır gemiyi deler. Musa kendini tutamaz, içindekileri boğmak için mi deldin diye sorar. Hızır, ben sana benimle beraberliğe sabredemezsin demedim mi diye çıkışır.Musa unuttuğunu söyleyerek Hızır’ı ikna eder ve yola devam ederler. Yolda bir gence rastlarlar, Hızır, onu öldürür. Musa derki; masum bir insanı sebepsiz yere öldürdün. Gerçekten sen çok kötü bir şey yaptın. Hızır tekrar ben sana demedim mi benimle beraberliğe sabredemezsin diye söyler, Musa’ya. Tekrar uyarı alan Musa, eğer bundan sonra bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme der. Yine birlikte yürümeye devam ederler. Bir köye gelip yiyecek isterler. Köy halkı onları misafir etmek istemez. Derken orada yıkılmakta olan bir duvar görürler, Hızır o duvarı onarır. Musa, bu yaptığına karşı bir ücret talep etmediğini hatırlatır. Hızır artık beraberliğimizin sonuna geldik diyerek her şeyin içyüzünü aktarır.


Gemi denizde çalışan yoksul kimselerindi, gemiyi deldim, onu kusurlu hale getirmek istedim. Çünkü onların gideceği yerde her sağlam gemiye el koyan bir kral vardı. Genci öldürdüm, çünkü anne ve bası iyi kimselerdi, ölen gencin sonrasında anne ve babasına zarar vermemesi için bu gerekliydi. Anne ve babasının duasına istinaden onlara daha temiz ve merhametli çocuk verilecek olduğu için yaptım. Duvarı konuşacak olursak, o duvarın altında define vardı ve şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Babaları iyi bir adamdı, defineye çocuklar büyüdüğünde ulaşmaları için onardım.


Dinsel bir hikâye gibi okunan bu örneğimiz gerçekte hayat ile ilgili önemli bir bilgeliği barındırır.

Teslimiyet ya da akışa uymak,olayları çok daha geniş bir perspektiften görmek, olan ne ise arkasındaki hayrı fark etmek.


Şimdi sıra ikinci örneğimizde, bu örnek oldukça güncel, Malala Yusufzay.12 Temmuz 1997 yılında doğan Pakistanlı,

kadınların eğitimi konusunda çalışmaları ile tanınan aktivisttir.2014 yılında Nobel ödülü kazanan Malala bu ödülü en genç yaşta kazanan kişidir. Malala’nın hayatı ve yaşadıkları oldukça zorludur.9 ekim 2012 de daha 11 yaşındayken

Atta Ullah Khan adlı Taliban militanı tarafından başından ve boynundan vurulmuştur. Bu saldırıda oldukça hasar alan Malala’nın tedavisi Pakistan’da başlansa bile daha detaylı tedavi için İngiltere’ye götürülmüş ve oraya yerleşmiştir. İyileştikten sonra aktivitelere eden Malala,2014 yılında Nobel ödülü kazanmış ve İngiltere’nin en prestijli Üniversitesi olan Oxford Üniversitesinden mezun olmuştur.

Görünen olumsuzluğun sonrasında yaşanan dünyaca tanınmışlık, Nobel ödülü ve belki de kadınların eğitim hakkına

Çok daha etkin bir müdahale şansı tanımıştır, Malala’ya. Görünenin arkasında yatan gerçek, yaşanan ne ise kabul ve teslimiyet hikayesidir onunki de.


Yaşadığımız olayları bize yaratılan engeller olmaktan çıkarmak hayatı çok daha güzel ve yaşanabilir kılacaktır. Seçimlerimizle değiştirebileceğimiz olaylar olduğu gibi seçim şansımızın olmadığı olaylarda yaşayabiliriz. Sonucu değiştiren, oluşa olan bakış açımız ve duygusal dayanıklılığımızdır. Duygusal dayanıklılığımızı arttıran ise olaylara bana haksızlık yapıldı duygusu ile bakmayıp kurban psikolojisini bırakmaktır.










Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page